Çarşamba, Nisan 13, 2016

T cetveli: Sıfırdan Sonsuza

Şubat ayı başında, 5 Şubat Cuma günü bir iş için İstanbul'a gittim. 

Plana göre 3 uçağı beni doğru zamanda İstanbul'a ulaştıracak, önce görmem gereken kişiyi görebilecek, sonra 7'de Tuna Kiremitçiyi dinleyebilecek ve sonra keyfime bakabilecektim. Uçak çok geç hareket etti, o yol bitmedi, Atatürk'e inemedi, indi parkedemedi, park etti kapıyı açamadı ve ben herşeye, heryere gecikerek büyük bir başarıya imza attım. 

Ali ile buluşup yemek yedik. Manzaramız şahaneydi. İlk kez gittiğim duvarları ile ünlü bu yeri çok beğendim. Yemekten sonra üstümü değiştirmek istedim; otele gidene kadar sağanağa yakalandım. 

Sonra başka bir arkadaşım Soho'ya davet etti.Oraya gidene kadar da güzel ıslandık. Şahane mekan, enfes müzik, leziz sohbet. 

Kumbaracıdaki her zamanki otelim her zamanki cömertliği ile geceyi süper eşsiz hale getirdi. O şömine de yansaydı iyi olacaktı ama o kadar içkinin üstüne oteli yakabilirdim. 

Bütün gecelerin sonunda sabah oluyor. Ertesi gün beni Karaköy'de mükemmel bir karışık tostla karşıladı. Mekanın adını unuttum ama içerde Paul simon çalan bir kahvaltı yerinin kötü olması imkansız. 

Ve geceden başlayarak peşimi bırakmayan İstanbul kokusu. Hiçbir parfümde yok o derinlik. 

Tophane'den Mert'lerin evine kadar yürüdüm. Bir de onlarla kahvaltı ettim. The Americans izleyelim dedik. Ben şu manzarayı


İzlerken sızdım. Aman ne rüyalar... Kimler girmedi kimler çıkmadı sahneye...

Uyandım ve adeta yeni bir İstanbul başladı...

Koşar adım Taksim - Gümüşsuyu, servis, Alibeyköy derken Ulusoy ve tekrar uyku...

Jay Jay Johannson - Opium albümünü almıştım.Yolboyu dinleyerek gittim. Ne güzeldi.  







0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home