Saklıkent - Patara
Sabah yola çıkarken tek dileğim, Patara’da geçen seneki gibi durgun bir denizle karşılaşmamak idi. Saklıkent’e 1 saatten fazla bir zamanda ulaştık. Arabayı duşun altından geçirip rasgele bir ağaç altına park ettik. Muhtelif hazırlıklardan sonra 5dk bilet kuyruğu bekleyip içeri girdik. 4 tane bilet almamıza rağmen aslında 1 bilet de istediğin kadar açabiliyormuş girişteki turnikeleri...!
Gözde ve Taner 1.5 liraya harika (!) plastik pabuçlar kiraladılar. Gözde'ninki mavi sivri burunlu ve hafif topukluydu, Taner'inkini hatırlamıyorum. Zaten çıkışta tekini dereye düşürüp kaybetmiş.
Soğuk su kaynağından herkes donarak geçti. Tabi her zamanki gibi su buz gibiydi.
Kalabalık bir tura denk geldik galiba, kanyonda iğne atsan yere düşmeyecek.
Taner ve Yusuf önden gidip kayboldu. Biz de bir süre beraber gittikten sonra bir noktada kızlar pes ettiler. Kısa bir süre Altuğ ile devam ettikten sonra ben de bir yerde bıraktım ve geri döndüm.
Uzatmayayım, yaklaşık 1 buçuk saat içerisinde hepimiz çıkışta buluştuk. Orada birer mısır yiyip pabuçları iade ettikten sonra derenin üzerindeki platformlara öğle yemeği için mevzilendik. Birer alabalık ve bira ile yemek olayını halledip, yeterince dinlenip Patara'ya doğru yola koyulduk.
Saklıkent - Patara arası yakın zaten. Saat 4 buçuk civarında plajdaydık. Üstelik bu yıl Patara çok formunda. Kuvvetli rüzgar var ve deniz çok dalgalı. Dalgalar hem büyük hem de sık sık geliyor. Bir saatten fazla suda kaldık. Haşatımız çıktı. Deniz o kadar yorucu ki tabi resmen takatten düştük.
Biraz dinlenelim dedik o da pek mümkün değil. Çünkü rüzgar sert esiyor ve kumları havalandırıyor. Yani plajda kum fırtınası var. Kumlar ince olduğu için en ince yerlere bile giriyor. Fotoğraf makinesini zor korudum.
Gün batımına doğru Altuğ bizim artistik fotoğraflarımızı çekti. Harika bir çalışma oldu. Bunlardan muhakkak bir albüm yapmak lazım. Yalnız benim bazı pozlarım felaket çıkmış. Göbeğim tüm haşmetiyle görünüyor. Güneş batana kadar kaldık Patara'da. Güneş tam olarak denize gömüldüğü anda biz de toparlanıp ayrıldık. Ne yazık ki tarihi harabeleri gezemedik.
Kaş'a gelişimiz, toparlanıp yemeğe çıkışımız saat 10'u geçti. Hemen en yakındaki lokanta "Bi Lokma"ya bıraktık kendimizi. Bu saatte anca sofraya oturabildğimizden olsa gerek, haddinden fazla yemek söyleyim patlayana kadar yedik. Unutmadan ekleyeyim, kızartmalar ve börek harikaydı.
Gözde ve Taner 1.5 liraya harika (!) plastik pabuçlar kiraladılar. Gözde'ninki mavi sivri burunlu ve hafif topukluydu, Taner'inkini hatırlamıyorum. Zaten çıkışta tekini dereye düşürüp kaybetmiş.
Soğuk su kaynağından herkes donarak geçti. Tabi her zamanki gibi su buz gibiydi.
Kalabalık bir tura denk geldik galiba, kanyonda iğne atsan yere düşmeyecek.
Taner ve Yusuf önden gidip kayboldu. Biz de bir süre beraber gittikten sonra bir noktada kızlar pes ettiler. Kısa bir süre Altuğ ile devam ettikten sonra ben de bir yerde bıraktım ve geri döndüm.
Uzatmayayım, yaklaşık 1 buçuk saat içerisinde hepimiz çıkışta buluştuk. Orada birer mısır yiyip pabuçları iade ettikten sonra derenin üzerindeki platformlara öğle yemeği için mevzilendik. Birer alabalık ve bira ile yemek olayını halledip, yeterince dinlenip Patara'ya doğru yola koyulduk.
Saklıkent - Patara arası yakın zaten. Saat 4 buçuk civarında plajdaydık. Üstelik bu yıl Patara çok formunda. Kuvvetli rüzgar var ve deniz çok dalgalı. Dalgalar hem büyük hem de sık sık geliyor. Bir saatten fazla suda kaldık. Haşatımız çıktı. Deniz o kadar yorucu ki tabi resmen takatten düştük.
Biraz dinlenelim dedik o da pek mümkün değil. Çünkü rüzgar sert esiyor ve kumları havalandırıyor. Yani plajda kum fırtınası var. Kumlar ince olduğu için en ince yerlere bile giriyor. Fotoğraf makinesini zor korudum.
Gün batımına doğru Altuğ bizim artistik fotoğraflarımızı çekti. Harika bir çalışma oldu. Bunlardan muhakkak bir albüm yapmak lazım. Yalnız benim bazı pozlarım felaket çıkmış. Göbeğim tüm haşmetiyle görünüyor. Güneş batana kadar kaldık Patara'da. Güneş tam olarak denize gömüldüğü anda biz de toparlanıp ayrıldık. Ne yazık ki tarihi harabeleri gezemedik.
Kaş'a gelişimiz, toparlanıp yemeğe çıkışımız saat 10'u geçti. Hemen en yakındaki lokanta "Bi Lokma"ya bıraktık kendimizi. Bu saatte anca sofraya oturabildğimizden olsa gerek, haddinden fazla yemek söyleyim patlayana kadar yedik. Unutmadan ekleyeyim, kızartmalar ve börek harikaydı.

0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home