MDNA Konseri
Madonna konserini anlatayım istiyorum. Nasıl başladık,
konser nasıldı, nasıl bitirdik…
Perşembe günü beni şirketten aldılar. 5 kişi doluştuk
arabaya, ver elini İstanbul. 4,5 saatte vardık. Boğaz köprüsü biraz tıkalıydı
ama o bile çok zaman kaybettirmedi, saat 6 civarında arabayı parkettik.
Çıkmadan hızlıca birer bira – jagermeister içtik. Taksiyle Cevahir’e oradan
metroya binip TT Arena’ya gideceğiz.
![]() |
| Biletlerimiz |
Metroya gelene kadar her şey güzeldi. Metro ana baba
günü. Ben böyle kalabalık görmedim. Herkes konsere akıyor. Birbirimizi
kaybetmemek için yoğun çaba harcıyoruz. Bir arkadaşın ayağı sakat, çok yavaş
yürüyor. İki gidip bir bekliyoruz. Sonunda trene biniyoruz. Gerçek balık
istifi!.. Trene tam binmeden önce eski komşumuzla karşılaşıyoruz. Aç kalırız
endişesiyle alıp, yemek yedikleri için çantalarında kalan sandviçler bizim
açlığımıza derman oluyor. Yemek ayağımıza geliyor.
Stada geldik. Daha doğrusu stada ulaşacağımız durağa
geldik. Uzun bir tünelden yürüyoruz. O kadar kalabalık ki yürümüyoruz adeta
akıyoruz. Tünel çıkışındaki manzarayı kısa süre sonra göstereceğim.
Fotoğrafları henüz düzenlemedim.
Stada birkaç kademeli giriş yapmışlar. Önce hemen metro
çıkışında bir kapıdan geçiliyor. Burada herhangi bir kontrol yok. Sadece içeri
bir bir alıyorlar. Sonra geniş bir alana geliyoruz. Burada sıraya giriliyor ve
daha kontrollü şekilde geçiyoruz bir sonraki aşamaya. Elimizdeki yiyecekleri
filan zorla yediriyorlar. Son aşamadayız, kapımızı bulmamız lazım. B6 no.lu
kapıdan geçerken bilet kontrolü yapılıyor. Sonra başlıyoruz tırmanmaya. Yerimiz
sahneyi tam karşıdan gören kale arkası tribünlerde ikinci kademe koltuklar. O
kadar uzağız ki sahneye şöyle söyliim, elimizde dürbün vardı, o dürbünle
sahneyi değil sahnenin yanlarındaki dev ekranları izledim.
| Doritos sponsorluğunda |
Neyse yerleştik yerlerimize. Madonna 9 buçukta değil 10
buçukta çıktı sahneye nerdeyse. Çok bekletti bizi. Konserin açılışı muazzamdı.
Bir kilise ayiniyle başladı. Günahlar, pişmanlıklar bilmem ne… ortada sallanan
bir buhurdanlık, gong çalıyor, fondaki dev ekranda kilisenin bir kısmı
canlandırılmış; adeta gerçek gibi. Sonra aradan Madonna görünüyor. Bir şeyler
söylüyor ve birden kilise camı çerçevesi şangır şungur aşağı iniyor, ortalık
toz duman, Girls Gone Wild ile şov başlıyor.
Bu turne yeni albümün promosyonu. Albümün tamamı
çalındı. 2-3 şarkı dışında gerisi para etmez. Ha belki şarkıların güzelliğini
sonradan anlarsak onu bilemem. Girls gone wild, Gang Bang, Masterpiece dışında
iyi şarkı yok. Gang Bang’de güzel bir mizansen yapmışlar. Sahnede sağa sola
kayan bir oda dekoru var. Odanın içinde şarkı söyledi. Üzerine saldıran
adamları bir bir gebertti. O adamların hepsi aynı kişiyi –hatta erkek
milletini- sembolize ediyor olabilir. Zaten canıma okudun, ağzıma s.çtın,
bastın gittin vicdansız tarzı sözler var. Neyse aklımda kalan bir mizansen oldu
işte.
Express Yourself çok güzeldi. İnce düşünülmüş bir
aşağılama vardı Lady Gaga için. Kadın Express yourself’e başka söz yazıp Born
This Way diye şarkı yaptı ya Madonna ona cevap vermiş. Öyle güzel kompozisyon
yapmışlar ki Express yourself’i söylerken aaa bir baktık şarkı Born This Way
olmuş ve sonunda She’s Not Me diye bitmiş. Süper düşünülmüş bence.
![]() |
| Express Yourself |
Daha önce bir yerlerde okumuştum, Madonna ip cambazlığı
yapacak diye. Gerçekten de sahneye bir ip düzeneği kurdular, dansçılar o
iplerin üstünde türlü manyaklıklar yaptı. Madonna da kısa bir şeyler yaptı.
Buraya gelirken şunu düşünüyordum; bu hatun 30 senedir
sahnelerde. Sayısız albüm, single, mix, remix, sayısız hit şarkı çıkardı. Böyle
bir durumda acaba nasıl repertuvar çıkaracak diye merak ettim. O kadar
alternatif arasından seçim yapmak kolay iş değil. İşte burada bu ecnebilerin
mucizesi, farkı çıkıyor ortaya. Diyebilirim ki o hit şarkıların hiçbirini
çalmadı ama aynı zamanda tümünü çaldı. Konser için bir sürü şarkıdan oluşan
komple bir kompozisyon yapmışlar. Yani buna potpori filan demek uygun olmaz.
Yeni bir kompozisyon tamamen. Olayı bir bütün, tek track olarak düşünüp bu track
üzerine bütün güzellikleri işlemişler. Yani “Sorry”den bir bukle dinlerken
melodi “Music”e evriliyor, “Vogue” çalacak sanırken “Miles Away” oluveriyor
gibi. Bu şarkıları sözleri ve anlamı ile uyumlu olacak görsel oyunlarla fondaki
dev ekranda desteklemişler. Ortaya enteresan bir şey çıkmış. Yani iyi mi kötü
mü tam ne hissettiğimi anlayamıyorum ama böyle beklemiyordum. Biz alışmışız,
bir şarkı bitsin diğeri başlasın, yeniler çalarken araya eskilerden girsin
hatta mümkünse “Güllerin İçinden” bile çalsın şeklindeki konserlere, bu değişik
geldi. İnsana takip ettiriyor sahnede olan biteni. Yani bu benim sevdiğim şarkı
değil deyip uyuklamıyorsun, o şarkının içinden başka bir sürpriz çıkıyor zira.
MDNA İstanbul konseri
playlist: Girl Gone Wild, Revolver, Gang
Bang, Papa Don’t Preach, Hung Up, I Don’t Give A*, Express Yourself, Give Me
All Your Luvin’, Turn Up The Radio, Open Your Heart, Sağara Jo, Masterpiece,
Vogue, The Erotic Candy Shop, Human Nature, like A Virgin Waltz, I’m Addicted,
I’m A Sinner, like A Prayer, Celebration
Dansçılara diyecek söz yok. Bunlar insan değil, onlara
insan diyen de insan değil. Adeta fizik kuralları bu adamlar için geçerli
değil. O nasıl vücut, nasıl esneklik, nasıl bir uyum, nasıl müzik bilgisi vs
vs. Sahnenin neresine konsantre olacağını şaşırıyor insan. Madonna desen bu
yaşta nasıl ayak uyduruyor bu gençlere, nasıl bu kadar enerjik olabiliyor akıl
almaz bir şey. İşi gücü bırakıp dansa başlasak ne kadar zaman alır acaba bu
hale gelmek diye düşünmüştür eminim pek çok kişi. Çok ama çok iyiler.
Ne yazık ki oturduğumuz yer nedeniyle detayların çoğunu
kaçırdık. Kostüm göremedik, hatun açmış memesini göstermiş göremedik, dansçıyla
akıllara zarar öpüşmüş haberimiz yok, sırtında yazan “NO FEAR” yazısı olay
olmuş, ben sabah gazetede gördüm kendisini. Herşeye rağmen orada olmak
harikaydı.
![]() |
| Oops! |
Konserin eleştirilen 2 konusu vardı; ses düzeni ve
playlist. Karşımızda inanılmaz bir ses düzeni, onlarca ses teknisyeni alet
edevat varken zaman zaman duyulan uğultunun sebebinin Madonna ve ekibi olmadığı
çok açık. Türk Telekom Arena stadyumu yapılırken mekanın akustiğini çalışmak
kimsenin aklına gelmemiş. Orası konser için uygun değil. Ne yaparsan yap iyi
bir ses çıkartamazsın o mekanda. Aynı Ankara Bilkent Üniversitesi Odeon gibi. Playlist
konusuna gelince, acaba MDNA turnesinde ne çalınacaktı ki! Tabi ki ağırlık yeni
albüm şarkılarında olacak.
Dedim ya (ya da dedim mi emin değilim) dini ögeler çok
kullanılmış, aşırı bir propaganda vardı diye, kilise ayiniyle açılan konser, “Like
A Prayer” ile bitti. Tabi ki çok güzel söylediler ve konser bittiğinde
hafızalarda, dillerde Like a Prayer kalmıştı.
Madonna şovlarının Madonna’dan ibaret olmadığını
anlayalı çok olmuştu, burada ilk kez canlı gördük. Bu gösteri muazzam bir prodüksiyon.
Müzisyeni, dansçısı, korosu, bilgisayar animatörü, ses teknisyeni, kostümcüsü, aşçısı,
bahçıvanı, şoförü, korumasıyla bir bütün. Hatun inanılmaz bir enerji yayıyor.
Sayesinde kaç kişi ekmek yiyordur kestirmesi zor ama konser günü seyyar satıcılar
bayağı memnun görünüyordu durumdan.
Konser bittikten sonra aynı insan seli, geldiği gibi
tek vücut halinde geri gitti. Yorulduk(m) ama değdi. Bir daha nerede göreceğim
Madonna’yı. Zaten yolda görsen kesin tanımazsın…




0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home