Salı, Haziran 12, 2012

MDNA Konseri


Madonna konserini anlatayım istiyorum. Nasıl başladık, konser nasıldı, nasıl bitirdik…

Perşembe günü beni şirketten aldılar. 5 kişi doluştuk arabaya, ver elini İstanbul. 4,5 saatte vardık. Boğaz köprüsü biraz tıkalıydı ama o bile çok zaman kaybettirmedi, saat 6 civarında arabayı parkettik. Çıkmadan hızlıca birer bira – jagermeister içtik. Taksiyle Cevahir’e oradan metroya binip TT Arena’ya gideceğiz.

Biletlerimiz

Metroya gelene kadar her şey güzeldi. Metro ana baba günü. Ben böyle kalabalık görmedim. Herkes konsere akıyor. Birbirimizi kaybetmemek için yoğun çaba harcıyoruz. Bir arkadaşın ayağı sakat, çok yavaş yürüyor. İki gidip bir bekliyoruz. Sonunda trene biniyoruz. Gerçek balık istifi!.. Trene tam binmeden önce eski komşumuzla karşılaşıyoruz. Aç kalırız endişesiyle alıp, yemek yedikleri için çantalarında kalan sandviçler bizim açlığımıza derman oluyor. Yemek ayağımıza geliyor.

Stada geldik. Daha doğrusu stada ulaşacağımız durağa geldik. Uzun bir tünelden yürüyoruz. O kadar kalabalık ki yürümüyoruz adeta akıyoruz. Tünel çıkışındaki manzarayı kısa süre sonra göstereceğim. Fotoğrafları henüz düzenlemedim.

Stada birkaç kademeli giriş yapmışlar. Önce hemen metro çıkışında bir kapıdan geçiliyor. Burada herhangi bir kontrol yok. Sadece içeri bir bir alıyorlar. Sonra geniş bir alana geliyoruz. Burada sıraya giriliyor ve daha kontrollü şekilde geçiyoruz bir sonraki aşamaya. Elimizdeki yiyecekleri filan zorla yediriyorlar. Son aşamadayız, kapımızı bulmamız lazım. B6 no.lu kapıdan geçerken bilet kontrolü yapılıyor. Sonra başlıyoruz tırmanmaya. Yerimiz sahneyi tam karşıdan gören kale arkası tribünlerde ikinci kademe koltuklar. O kadar uzağız ki sahneye şöyle söyliim, elimizde dürbün vardı, o dürbünle sahneyi değil sahnenin yanlarındaki dev ekranları izledim.

Doritos sponsorluğunda

Neyse yerleştik yerlerimize. Madonna 9 buçukta değil 10 buçukta çıktı sahneye nerdeyse. Çok bekletti bizi. Konserin açılışı muazzamdı. Bir kilise ayiniyle başladı. Günahlar, pişmanlıklar bilmem ne… ortada sallanan bir buhurdanlık, gong çalıyor, fondaki dev ekranda kilisenin bir kısmı canlandırılmış; adeta gerçek gibi. Sonra aradan Madonna görünüyor. Bir şeyler söylüyor ve birden kilise camı çerçevesi şangır şungur aşağı iniyor, ortalık toz duman, Girls Gone Wild ile şov başlıyor.

Bu turne yeni albümün promosyonu. Albümün tamamı çalındı. 2-3 şarkı dışında gerisi para etmez. Ha belki şarkıların güzelliğini sonradan anlarsak onu bilemem. Girls gone wild, Gang Bang, Masterpiece dışında iyi şarkı yok. Gang Bang’de güzel bir mizansen yapmışlar. Sahnede sağa sola kayan bir oda dekoru var. Odanın içinde şarkı söyledi. Üzerine saldıran adamları bir bir gebertti. O adamların hepsi aynı kişiyi –hatta erkek milletini- sembolize ediyor olabilir. Zaten canıma okudun, ağzıma s.çtın, bastın gittin vicdansız tarzı sözler var. Neyse aklımda kalan bir mizansen oldu işte.

Express Yourself çok güzeldi. İnce düşünülmüş bir aşağılama vardı Lady Gaga için. Kadın Express yourself’e başka söz yazıp Born This Way diye şarkı yaptı ya Madonna ona cevap vermiş. Öyle güzel kompozisyon yapmışlar ki Express yourself’i söylerken aaa bir baktık şarkı Born This Way olmuş ve sonunda She’s Not Me diye bitmiş. Süper düşünülmüş bence.

Express Yourself

Daha önce bir yerlerde okumuştum, Madonna ip cambazlığı yapacak diye. Gerçekten de sahneye bir ip düzeneği kurdular, dansçılar o iplerin üstünde türlü manyaklıklar yaptı. Madonna da kısa bir şeyler yaptı.

Buraya gelirken şunu düşünüyordum; bu hatun 30 senedir sahnelerde. Sayısız albüm, single, mix, remix, sayısız hit şarkı çıkardı. Böyle bir durumda acaba nasıl repertuvar çıkaracak diye merak ettim. O kadar alternatif arasından seçim yapmak kolay iş değil. İşte burada bu ecnebilerin mucizesi, farkı çıkıyor ortaya. Diyebilirim ki o hit şarkıların hiçbirini çalmadı ama aynı zamanda tümünü çaldı. Konser için bir sürü şarkıdan oluşan komple bir kompozisyon yapmışlar. Yani buna potpori filan demek uygun olmaz. Yeni bir kompozisyon tamamen. Olayı bir bütün, tek track olarak düşünüp bu track üzerine bütün güzellikleri işlemişler. Yani “Sorry”den bir bukle dinlerken melodi “Music”e evriliyor, “Vogue” çalacak sanırken “Miles Away” oluveriyor gibi. Bu şarkıları sözleri ve anlamı ile uyumlu olacak görsel oyunlarla fondaki dev ekranda desteklemişler. Ortaya enteresan bir şey çıkmış. Yani iyi mi kötü mü tam ne hissettiğimi anlayamıyorum ama böyle beklemiyordum. Biz alışmışız, bir şarkı bitsin diğeri başlasın, yeniler çalarken araya eskilerden girsin hatta mümkünse “Güllerin İçinden” bile çalsın şeklindeki konserlere, bu değişik geldi. İnsana takip ettiriyor sahnede olan biteni. Yani bu benim sevdiğim şarkı değil deyip uyuklamıyorsun, o şarkının içinden başka bir sürpriz çıkıyor zira.

MDNA İstanbul konseri playlist: Girl Gone Wild, Revolver, Gang Bang, Papa Don’t Preach, Hung Up, I Don’t Give A*, Express Yourself, Give Me All Your Luvin’, Turn Up The Radio, Open Your Heart, Sağara Jo, Masterpiece, Vogue, The Erotic Candy Shop, Human Nature, like A Virgin Waltz, I’m Addicted, I’m A Sinner, like A Prayer, Celebration

Dansçılara diyecek söz yok. Bunlar insan değil, onlara insan diyen de insan değil. Adeta fizik kuralları bu adamlar için geçerli değil. O nasıl vücut, nasıl esneklik, nasıl bir uyum, nasıl müzik bilgisi vs vs. Sahnenin neresine konsantre olacağını şaşırıyor insan. Madonna desen bu yaşta nasıl ayak uyduruyor bu gençlere, nasıl bu kadar enerjik olabiliyor akıl almaz bir şey. İşi gücü bırakıp dansa başlasak ne kadar zaman alır acaba bu hale gelmek diye düşünmüştür eminim pek çok kişi. Çok ama çok iyiler.

Ne yazık ki oturduğumuz yer nedeniyle detayların çoğunu kaçırdık. Kostüm göremedik, hatun açmış memesini göstermiş göremedik, dansçıyla akıllara zarar öpüşmüş haberimiz yok, sırtında yazan “NO FEAR” yazısı olay olmuş, ben sabah gazetede gördüm kendisini. Herşeye rağmen orada olmak harikaydı.

Oops!

Konserin eleştirilen 2 konusu vardı; ses düzeni ve playlist. Karşımızda inanılmaz bir ses düzeni, onlarca ses teknisyeni alet edevat varken zaman zaman duyulan uğultunun sebebinin Madonna ve ekibi olmadığı çok açık. Türk Telekom Arena stadyumu yapılırken mekanın akustiğini çalışmak kimsenin aklına gelmemiş. Orası konser için uygun değil. Ne yaparsan yap iyi bir ses çıkartamazsın o mekanda. Aynı Ankara Bilkent Üniversitesi Odeon gibi. Playlist konusuna gelince, acaba MDNA turnesinde ne çalınacaktı ki! Tabi ki ağırlık yeni albüm şarkılarında olacak.

Dedim ya (ya da dedim mi emin değilim) dini ögeler çok kullanılmış, aşırı bir propaganda vardı diye, kilise ayiniyle açılan konser, “Like A Prayer” ile bitti. Tabi ki çok güzel söylediler ve konser bittiğinde hafızalarda, dillerde Like a Prayer kalmıştı.

Madonna şovlarının Madonna’dan ibaret olmadığını anlayalı çok olmuştu, burada ilk kez canlı gördük. Bu gösteri muazzam bir prodüksiyon. Müzisyeni, dansçısı, korosu, bilgisayar animatörü, ses teknisyeni, kostümcüsü, aşçısı, bahçıvanı, şoförü, korumasıyla bir bütün. Hatun inanılmaz bir enerji yayıyor. Sayesinde kaç kişi ekmek yiyordur kestirmesi zor ama konser günü seyyar satıcılar bayağı memnun görünüyordu durumdan.

Konser bittikten sonra aynı insan seli, geldiği gibi tek vücut halinde geri gitti. Yorulduk(m) ama değdi. Bir daha nerede göreceğim Madonna’yı. Zaten yolda görsen kesin tanımazsın…

Etiketler: , , ,

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home