Runatolia 2016 - Mart
İki yıldır bu Runatolia koşusuna katılmak istiyordum, bu sene denk geldi. Kasım ayındaki Avrasya 2015 maratonuna gittiğimde kayıt oldum. Hedef olarak da yatı maraton koydum. Hatta Avrasya'da koşu takımlarımı aldıktan sonra eve dönerken yolda Antalya koşusu için yarı maraton antremanı programı bile yaptım.
Ertesi gün, pazartesi, kasmadan sakince kahvaltı yaptım. Deniz kıyısına indim. Otelin bahçesinde gezdim. Şahane bir rıhtım enfes bir havuz ve spor salonu varmış meğerse.
Denize gitesin gelse de su soğuktu, yemedi.
Her maraton veya her toplu koşu etkinliği bir tecrübe. Avrasya maratonu kışın yapıldığı için sevmiyordum ve ilkbaharda koşu olsa daha güzel olur diye düşünüyordum. Gerçekten de koşunun yapıldığı gün mükemmel bir hava, günlük güneşlik bir bahar günü, insanlar cıvıl cıvıl, çimler yemyeşil, çiçekler açmış vs vs. Bunların hepsi çok güzel ama bu koşunun zorluğu hazırlık dönemindeymiş. Tüm antremanları kışın yapmak zorundasın. Yağmur yaş soğuk demeden çalışıyorsun. Kısa antremanlar kolay; bir şekilde salonda yapılabiliyor ama uzun antremanları mutlaka dışarda yapmak zorundasın. Bu kısmı çok keyifli değil işte. Hele en uzun antrenman -yaklaşık 2.5 saat- buz gibi bir havaya denk geliyorsa hiç hoş olmuyor.
Senelerdir koşuyorum. Kayıtlarıma bakınca sadece kaydını tuttuğum 1300km yol olmuş geçen iki senede. Bunda salonda yaptığım antremanlar dahil değil. Kendi kendime öyle boş boş koşuyorum. Avrasya'da uzun yıllardır Adım Adım için koşan bir arkadaşımla karşılaştığımda onlar için koşmamı istemişti. Daha sonra başka bir arkadaşım SEN DE GEL derneği için aynı teklifte bulundu. Aslında kimin içşn koştuğunun çok da bir önemi yok. Maksat seni takip edenlerin dikkatini çekip farkındalık yaratmak ve becerebilirsen uğruna koştuğun amaç için biraz Fund raising yapmak. Adım Adımcılar çok kalabalık. Diğeri daha mütevazı ve çekici geldi ve SEN DE GEL için koşmaya karar verdim. Bu karar aynı zamanda beni de birilerine söz vermiş ve karşılığında bir şeyi göstermek durumunda olduğum psikolojisine sokarak beni de motive etti.
Haldır haldır çalıştım ve yarış zamanı geldi çattı. Antalya ulaşım, konaklama, transfer gibi detaylar halledildi, iş yerinden ve en önemlisi evden izin ve destek alındı, Antalya yollarına düşüldü.
Ulaşım Anadolu Jet, en güzide havayolumuz. Ve tabi ki Ankara'dan kalkışta rötar. Hareket etmeden bira önce başlayan fırtına ve yağmur keyfimi kaçırır gibi olsa da Antalya'da havanın güzel olacağını öğrenmek iyi geldi.
Bu toplu organizasyonların en güzel tarafı pek çok hizmetten indirimli veya ücretsiz yararlanmak oluyor. Bu sayede gayet ucuza araba ve otel buldum.
Varıştan sonra arabamı alıp otele geçtim. Barut Otel hayvan gibi büyük. Gecenin bir yarısında resepsiyonda kuyruk var. Tabi bir sürü koşucu burayı tercih etmiş. Sıra gelince öğrendim ki yanlış oteldeyim!!! Rezervasyon meğer caddenin karşısındaki kardeş mini oteldeymiş. Madem öyle oraya geçtim. Görevli çok hızlı şekilde işlemleri halletti. Manzara ricamı kırmayarak Ahanda böyle bir yerde kalmama imkan verdi.
Ortamın güzelliği yorgunluğun önüne geçti ve o gece uyutmadı. Televizyonda Eyes Wide Shut, Doğan abimden aldığım Bose ses sisteminden çalan enfes müzik, gelsin Jager gitsin çikolata derken kaçta uyudum hatırlamıyorum.
Ertesi gün aylaklık yapma ve koşu takımlarını alma günü. Önce kahvaltı. Otelin altındaki Shakespeare Cafe'de yapılıyor. Basit, sakin bir kahvaltı ortamı.
Karşı otele, yani dev olana (eski Dedeman'mış) geçip bugüne kadar sanal alemden muhabbet ettiğim SEN DE GEL ekibi ile tanıştım. Çok tatlı insanlar. Aralarında çok eskiden tanıdığım bir arkadaşım da var. Çocuklarıyla koşacak olanlar var, heyecanlı gençler var... Özetle ekip şahane.
Çok fazla onlara takılmadan çevreyi keşfe çıktım. Antalya muhteşem şehirleşme alışkanlıklarımızdan nasibini fazlasıyla almış bir kent. Apartman ormanı adeta. Nerdeyse Kemer'e varıncaya kadar o orman çıkmak mümkün değil. Allahtan memleket çok güzel. Her an bir sürprizle gönlünü alabiliyor.
Yolda güzel müzik dinledim; Metallica, Ram Jam, Rainbow, Tarkan... Kah mavilere kah yeşillere baktım. Mart ayında böyle bir gün fazladan ömrüne eklenmiş bonus gibi...Lemon Tree yolundan yürüyerek denize erişmek tarifsiz.
Öğleden sonra ekibin toplu bişeyi var dediler. Ona yetişmek için hızlıca bir şeyler yiyip -tarhana çorbası- önce Terracity AVM'ye koşu takımlarını almaya sonra da otele döndüm. Bir daha tanışma faslı, fotoğraf vs derken millet dağıldı.
Toplu fotoğrafta bendeniz yer almasa da münferit çekimleri kaçırmadım 😜
Koşu günü otelden start alanına ulaşmak için önce farklı otobüslere bir iki denememiz oldu. Bizi kovdular. Bu otobüs bizim, başka yere gidin dediler. Neyse ki hemen oracıkta zaten belediye otobüsleri kalkıyormuş. 10-15 dk içinde başlangıç noktasına ulaştık.
Tabi daha erken olduğu için yol trafiğe açıktı.
Start alanı çok keyifli. Bir yanımız geniş bir park ve büyük bir kompleksin çim bahçesi. Yoga yapanlar, ısınma hareketleri yapanlar, simitçiler, çimlere yayılıp güneşlenenler hepsi çok canlı ve eğlenceli.
Koşu, kategorilere göre farklı saatlerde start aldı. Önce elit atletler gitti. Ardından maratoncular, yarı maratoncular ve nihayet 10k koşucuları hareket etti. Söylemeyi unuttum, bu koşu için yarı maraton antremanı yaptım ama 10 gün önce ayak bileğimde başlayan bir ağrı yüzünden son dakikada 10k kategorisine geçtim.
Yarışa ekip olarak başladık; ilk 500 metrede dağıldık. Bir kısım hızlı gitti, bir kısım -çocuklular- çok yavaş gitti.
Koşu parkuru elevation anlamında dümdüz. Bazı yerlerde yol çok daralıyor, baI noktalarda dj kabinleri yapmışlar canlı müzik çalıyordu. Özetle tüm parkur son derece eğlenceliydi. Su gibi aktı geçti. Kendi saatime göre 55dk, resmi sonuca göre 57dk'da bitirdim.
İşte bizim ekip böyle şahane insanlardan müteşekkil.
Koşu biter bitmez dağılmadık. Finish çizgisini geçenleri izlemek çok keyifli. Bitişten hemen sonra madalyanı veriyorlar.
Velhasıl yarış olayı böyle bitti. Ankara'ya dönüşüm ertesi gün olduğundan odam beni beklerdi. Gidip biraz dinleneyim deyince insan mayışıyor. Fındık fıstık manzara şarap Davidoff Cigar derken akşam oldu. Yemeğe gitmek gelmedi içimden. Aşağıdaki pizza hut ne güne duruyor! Al pizzanı, şarabı da pet şişeye doldur, yürü falezlere... Otur bir banka, şahane manzara, yemek, şarap, hepsi benim.
Ekiple vedalaştık. Büyük kısmı döndü eve. Ben pazartesi döneceğim için otelde yatıştayım.
Denize gitesin gelse de su soğuktu, yemedi.
Havalimanına biraz gecikerek gittim. Aracı teslim ettim, eşyamı verdim, uçağa yerleştim ve gözlerimi kapatıp çubuk ovasını hayal ettim...
Bu koşudan çıkan dersler:
- parkurda çok sağ sol yapma
- koşudan önce yenen karbonhidrat gerçekten önemli
- koşu sonrasında bir gün kalmak kesinlikle çok iyi fikir.





















